Algoritma Futbolu Ele Geçirdi: Artık Oyunu Değil, Tepkiyi İzliyoruz
Sosyal medya algoritmaları yalnızca futbol hakkında ne gördüğümüzü değil, giderek neyin üretildiğini de şekillendiriyor. Öfke, tekrar ve tanıdık formatlar görünürlük yarışını kazanırken oyunun giderek daha büyük bir bölümü görüş alanımızın dışında kalıyor.
Bu makale orijinal olarak English dilinde yazılmıştır. Şu anda okuduğunuz çeviride editoryal hatalar olabilir.
Bir futbol maçı doksan dakika sürüyor. Sosyal medya ise o maçtan bize çoğu zaman birkaç saniye bırakıyor: kalecinin hatası, kaçan penaltı, hakemin tartışmalı kararı, teknik direktörün yüz ifadesi, tribündeki bir tartışma ya da bağlamından koparılmış bir oyuncu görüntüsü. Ertesi sabah dünyanın farklı yerlerindeki milyonlarca insan aynı maç hakkında konuşuyor olabilir ama büyük bölümü o doksan dakikanın aynı küçük parçalarını tekrar tekrar görmüş oluyor. Burada dikkat süremizin kısalmasından daha büyük bir mesele var. Sosyal medya artık futbolun yalnızca dağıtıldığı yerlerden biri değil; neyin görünür olacağına, hangi tartışmanın büyüyeceğine ve dolaylı biçimde hangi futbol hikâyelerinin anlatılmaya değer bulunacağına etki eden bir sistem. Pres düzeninin neden işlemediğini anlatan beş dakikalık bir analiz ile bir oyuncunun hatasını yavaşlatıp üzerine “Bu nasıl profesyonel futbolcu?” yazan yedi saniyelik video aynı ortamda yarışıyor. Bir akademinin yıllar içinde nasıl oyuncu geliştirdiğini anlatan hikâye ile “Dünyanın en iyi 10 genç yeteneği” listesi de öyle. Bir kadın takımının bulunduğu şehirle kurduğu ilişki, küçük bir kulübün ayakta kalma biçimi, alt liglerde çalışan bir antrenörün deneyimi ya da dünyanın daha az takip edilen bir futbol kültürü, en tanınmış birkaç futbolcuyla ilgili yeni bir tartışmanın yanında aynı görünürlük mücadelesinin içine giriyor. Algoritmanın oyunu anlaması gerekmiyor; insanların nerede durduğunu anlaması yeterli. Üstelik mesele artık yalnızca ne izlediğimiz de değil. Sistem zamanla neyin üretildiğini de etkiliyor.
Algoritma Tarafsız Bir Editör Değil
Meta, Facebook ve Instagram'daki sıralama sistemlerinin bir içeriğin kullanıcı için ne kadar değerli olacağını tahmin etmeye çalıştığını ve paylaşma ihtimalinin bu sinyallerden biri olduğunu kendi açıklamasında belirtiyor. TikTok da beğenilerin, yorumların, paylaşımların ve özellikle izleme davranışlarının öneri sisteminde önemli rol oynadığını açık biçimde anlatıyor. Bunlar teknik olarak sıralama sinyalleri. Fakat milyarlarca insanın bilgiye, habere ve kültüre bu platformlardan ulaştığı bir dünyada ciddi bir editoryal güç de yaratıyorlar. Görünürlük sınırsız olmadığı için bir içerik yukarı çıkarken başka bir içerik aşağıda kalıyor. 2025'te yayımlanan kapsamlı bir algoritma denetimi, Twitter'ın etkileşim temelli sıralamasının ters kronolojik akışla karşılaştırıldığında daha duygusal, daha öfkeli ve rakip gruplara daha düşmanca siyasi içerikleri güçlendirdiğini gösterdi. Çalışma futbol üzerine yapılmadı ve futbola ait doğrudan bir kanıt gibi okunmamalı. Yine de tarif ettiği teşvik sistemi futbol dünyasına yabancı değil. Futbol zaten rekabet, aidiyet, başarı, hayal kırıklığı ve kimlik üzerinden güçlü duygular üreten bir oyun. Algoritmanın bunları yaratması gerekmiyor; hangi duygunun daha fazla tepki doğurduğunu görmesi yeterli. Bir oyuncunun neden kötü performans gösterdiğini açıklamak için oyunu izlemek, bağlam kurmak ve bazen birkaç maç beklemek gerekiyor. “Bu oyuncu yeterli değil” demek ise birkaç saniye sürüyor. Birincisi düşünmeye çağırıyor, ikincisi anında taraf seçtiriyor. Böyle bir sistemde doğruluk ve bağlamın, tepki verme kolaylığıyla her zaman eşit şartlarda yarışmadığı açık.
Futbol Hakkında Daha Fazla İçerik Var, Ama Daha Fazla Fikir Var mı?
Sosyal medyanın futbol için vaat ettiği şey aslında çok değerliydi. Geleneksel medyanın sınırlı yayın alanı ortadan kalkabilir, dünyanın herhangi bir yerindeki küçük bir futbol hikâyesi kendine izleyici bulabilirdi. Daha önce ulusal gazetelerde veya büyük yayıncılarda yer bulması neredeyse imkânsız olan kadın futbolu, alt ligler, akademiler, amatör kulüpler, bağımsız analistler, scoutlar, antrenörler ve taraftar toplulukları doğrudan kendi kitlelerine ulaşabilirdi. Bunların büyük bölümü bugün teknik olarak mümkün. Fakat telefonumuzu açtığımızda futbol içeriklerinin ne kadar sık birbirine benzediğini de görüyoruz: aynı transfer söylentisinin yüzlerce farklı görseli, aynı golün farklı müziklerle hazırlanmış videoları, “overrated mı underrated mı?” tartışmaları, “ilk beş”, “ilk on”, “bu görüş yüzünden linç yiyeceğim”, “kimse bunu konuşmuyor”, “bu oyuncuya saygı göstermenin zamanı geldi” gibi tekrar tekrar kullanılan kalıplar. Bir format çalıştığında kısa süre içinde onlarca benzeri ortaya çıkıyor. Bu, futbol içeriği üreten insanların yaratıcı olmadığı anlamına gelmiyor. Çoğu zaman gayet rasyonel davranıyorlar. Günlerce araştırdığınız özgün bir hikâye birkaç bin kişiye ulaşıyor, on dakikada hazırladığınız tanıdık bir format yüz binlerce kez görüntüleniyorsa ikinciyi tekrar denemek için algoritma teorisi bilmeniz gerekmiyor. Zamanla başlık biraz daha sertleşiyor, video biraz daha kısalıyor, görsele daha tanınmış futbolcu giriyor, tartışmalı kısım öne çekiliyor ve başka yerde başarılı olmuş format yeniden kullanılıyor. Daha az bilinen bir hikâye ise bazen daha hazırlanmadan eleniyor; çünkü “bunun erişimi düşük olur” düşüncesi editoryal kararın içine çoktan yerleşmiş oluyor. Özgün içerik ortadan kaldırılmıyor, ama giderek daha fazla risk taşıyor. Taklit ise daha öngörülebilir.
Taklit, Futbola Bakışımızı da Daraltıyor
Bunun sonucu yalnızca birbirine benzeyen hesaplar değil. Zamanla futbol hakkında gördüğümüz dünya da birbirine benzemeye başlıyor. Oysa futbol yüzlerce profesyonel ligden, binlerce kulüpten, kadın ve erkek futbolundan, gençlik akademilerinden, amatör organizasyonlardan, futsaldan, farklı antrenörlük kültürlerinden, scouting ağlarından, taraftar hareketlerinden ve tamamen farklı ekonomik koşullarda yaşayan topluluklardan oluşuyor. Sosyal medyada önümüze çıkan futbol haritası çok daha dar olabiliyor: en büyük ligler, en büyük kulüpler, en tanınmış futbolcular, transfer dönemleri, teknik direktör krizleri, hakem tartışmaları ve kısa yetenek videoları. Bu biraz da sistemin kendi mantığından kaynaklanıyor. Büyük kulüpler zaten büyük kitlelere sahip. Büyük kitle ilk etkileşimi yaratıyor, etkileşim görünürlüğü artırıyor, görünürlük daha fazla etkileşim getiriyor ve zaten büyük olan hikâye yeniden büyüyor. Kadın futbolunun, alt liglerin veya daha küçük futbol pazarlarının geri planda kalması onların daha az ilginç olduğu anlamına gelmiyor; çoğu zaman yarışa aynı başlangıç avantajıyla girmiyorlar. Sonunda kullanıcı keşfedebileceği yeni bir futbol hikâyesi yerine aynı transfer söylentisinin başka bir versiyonunu görüyor, içerik üreticisi de daha az bilinen bir konuyu araştırmak yerine erişimini daha kolay tahmin edebildiği başlıklara yöneliyor. Burada tek bir aktörün verdiği merkezi bir karar yok. Binlerce insan birbirinden bağımsız biçimde benzer teşviklere cevap veriyor. Ortaya çıkan sonuç ise biraz tuhaf: internet bize dünya futbolunun tamamına ulaşma ihtimali verdi ama kullandığımız sistemler bizi sürekli aynı küçük bölümün içinde dolaştırabiliyor.
Öfke Bu Sistemin En Verimli Yakıtlarından Biri
Tekdüzeliğin yanında bir de öfke var. Yale araştırmacılarının 7.331 kullanıcıya ait 12,7 milyon paylaşımı inceleyen çalışması, öfke ifade ettiğinde daha fazla sosyal ödül alan kullanıcıların sonraki paylaşımlarında da daha fazla öfke ifade ettiğini gösterdi. Bu önemli, çünkü sistem yalnızca insanların hâlihazırda ne söylediğini sıralamıyor; hangi davranışın işe yaradığını da sürekli gösteriyor. Futbol böyle bir geri bildirim döngüsü için oldukça uygun. Her hafta yeni sonuçlar, yeni hatalar, transfer söylentileri, hakem kararları ve teknik direktör tartışmaları çıkıyor. Bir kriz bittiğinde yenisini bulmak zor değil. Bu ortam futbol dilini de etkiliyor. Kötü oynayan futbolcu kötü bir maç geçirmiş olmuyor, “çöp” oluyor; büyük beklentiyle transfer edilen ama hemen uyum sağlayamayan oyuncu birkaç hafta içinde “balon” ilan ediliyor; teknik direktörün bir kararı tartışılacağı yerde bazen bütün kariyeri birkaç kelimeyle çöpe atılıyor. Elbette bunların hiçbiri sosyal medyayla başlamadı. Futbol tribünleri her zaman sertti, spor gazetelerinin manşetleri de geçmişte gayet acımasız olabiliyordu. Bugün farklı olan hız, ölçek ve tekrar. Aynı yargıyı bir maçtan sonraki birkaç saat içinde yüzlerce kez görmek mümkün. Bir görüş bu nedenle yalnızca popüler olduğu için karşımıza çıkmıyor; çok sık karşımıza çıktığı için de olduğundan daha genel, daha güçlü ve hatta kaçınılmaz görünebiliyor. TikTok'un tekrar eden içerik kümelerini sınırlamak ve önerileri çeşitlendirmek için aldığı önlemleri kendisinin tartışıyor olması da bu sorunun platformlar açısından bilinen bir mesele olduğunu gösteriyor. Bazen gündemi takip ettiğimizi sanarken aynı gündemin farklı ambalajlarını tüketiyoruz.
Öfke Artık Yalnızca Rakibe Yönelmiyor
Dijital futbol kültüründe dikkat çeken başka bir değişim daha var: öfke giderek kulübün kendi içine de dönüyor. Taraftarlığın tarihsel rekabetinde dışarıdaki rakip her zaman önemliydi; diğer kulüp, diğer tribün, diğer şehir veya diğer ülke. Bu hâlâ var, fakat sosyal medya kulübün kendi içindeki gerilimleri de kesintisiz bir içeriğe dönüştürdü. Bir taraftar kendi oyuncusunu eleştiriyor, diğeri onu savunuyor, bir grup teknik direktörü hedef alıyor, başka bir grup yönetimi suçluyor ve birkaç saat içinde tartışma maçın kendisinden çıkıp kimin daha sadık taraftar olduğuna kadar gidebiliyor. Bunun sosyal medya açısından çok kullanışlı bir tarafı var. Rakibinizle her gün maç yapmıyorsunuz ama kendi kulübünüz hakkında her gün konuşabilirsiniz. Dolayısıyla kriz için maç gününü beklemeye gerek kalmıyor. Bir oyuncunun birkaç yıllık katkısı son maçındaki hatayla yeniden değerlendirilebiliyor, genç bir futbolcu birkaç kötü pozisyonun arka arkaya getirildiği videoyla kısa sürede etiketlenebiliyor, başka biri birkaç estetik hareket sayesinde gerçek performansından daha güçlü bir dijital itibara sahip olabiliyor. Bir noktadan sonra sahadaki futbolcu ile sosyal medyada dolaşan futbolcu aynı kişi olmaktan çıkmaya başlıyor.
Ofcom ile Alan Turing Institute'un 2021-22 Premier League sezonunun ilk beş ayında futbolculara gönderilen 2,3 milyondan fazla paylaşımı inceleyen araştırmasında, oyuncuların yüzde 68'inin en az bir kez istismara veya hakarete maruz kaldığı ve saldırgan paylaşımların önemli bölümünün küçük bir oyuncu grubunda yoğunlaştığı görüldü. FIFA'nın 2026 Dünya Kupası grup aşamasına ilişkin verilerinde de altı milyondan fazla gönderi ve yorum incelendi; insan değerlendirmesinin ardından 89 bin içerik saldırgan olarak doğrulandı ve yaklaşık 181 bin nefret içerikli yorum gizlendi. FIFA'nın 2023 Kadınlar Dünya Kupası çalışması ise kadın futbolcuların çevrim içi saldırıya uğrama riskinin erkekler turnuvasındaki oyunculardan daha yüksek olduğunu gösterdi. Bu verileri “algoritma insanları saldırgan yapıyor” şeklinde okumak fazla kolaycı olur. Irkçılık, cinsiyetçilik, homofobi ve kötü niyet sosyal medya şirketlerinden çok daha eski. Yine de bugün bunların hangi dağıtım sistemleri içinde dolaştığını, bazı oyuncuların neden çok kısa sürede devasa hedeflere dönüştüğünü ve görünürlüğün saldırıyı nasıl yoğunlaştırabildiğini sormamak da mümkün değil.
Çok Ses Olması Gerçek Çoğulculuk Anlamına Gelmiyor
Sosyal medyanın en değerli taraflarından biri hâlâ herkesin yayıncı olabilmesi. Büyük bir medya kurumuna bağlı olmadan dünyanın herhangi bir yerinden futbol hakkında konuşmak mümkün. Fakat konuşabilmek ile gerçekten duyulabilmek arasında ciddi bir mesafe var. Birleşik Krallık'ta erkek futbolunu sosyal medyada tartışan 1.624 kadın taraftarla yapılan bir araştırmada, katılımcıların yüzde 46,6'sı cinsiyetçi veya kadın düşmanı tutumlarla karşılaştığını, yüzde 44,8'i ise doğrudan cinsiyetçi saldırı yaşadığını bildirdi. Bu çalışma belirli bir ülke ve taraftar grubuna odaklanıyor ama daha geniş bir soruyu görünür kılıyor. Bazı insanlar konuşmanın bedelini diğerlerinden çok daha ağır ödediğinde teorik olarak açık olan bir alan pratikte o kadar da çoğulcu olmayabiliyor. İnsanlar zamanla daha az yazıyor, hesaplarını kilitliyor, tartışmalardan çekiliyor ya da yalnızca kendilerini güvende hissettikleri konularda konuşuyor. İçerik üretiminde de benzer bir baskı var. Yeni bir şey denemek daha fazla emek, daha fazla belirsizlik ve bazen daha fazla saldırı getirirken tanıdık formatın getirisi daha öngörülebilir. Böylece çok daha fazla insanın konuştuğu bir ortamda şaşırtıcı biçimde daha az farklı şey söylenebiliyor. Bugün futbol hakkında tarihte hiç olmadığı kadar fazla içerik üretiliyor olabilir. Bunun daha fazla fikir, daha fazla perspektif veya daha geniş bir futbol dünyası anlamına geldiğinden aynı ölçüde emin olmak zor.
Futbol Medyası Sistemin Sadece Mağduru Değil
Bütün sorumluluğu sosyal medya şirketlerine bırakmak futbol dünyasını gereğinden fazla masum gösterir. Kulüpler, yayıncılar, futbol siteleri, taraftar hesapları, gazeteciler ve bağımsız içerik üreticileri de yıllar içinde neyin çalıştığını öğrendi. Başlıklar değişti, transfer haberleri hızlandı, röportajların en tartışmalı on saniyesi öne çıkarıldı ve maç sonrası analizlerin bir bölümü futbolcuyu anlamaya çalışmaktan çok onu hızla yargılamaya yöneldi. Haber ile eğlence, söylenti ile bilgi ve eleştiri ile aşağılama arasındaki sınırlar da giderek bulanıklaştı. MIT araştırmacılarının yaklaşık 126 bin haber zincirini inceleyen çalışması, yanlış haberlerin Twitter'da doğru haberlerden daha uzağa, daha hızlı, daha derine ve daha geniş biçimde yayıldığını gösterdi. Bu çalışma futbola özel değil fakat transfer haberciliğinde benzer teşvikleri görmek kolay. “Görüşmeler devam ediyor” belirsiz ve sıkıcı görünebilir; “anlaşma tamam” ise kesin, paylaşılabilir ve heyecan vericidir. İlk cümle birkaç gün sonra doğru çıkabilir, ikincisi birkaç dakika içinde binlerce kişiye ulaşabilir. Doğrulama zaman ister. Sosyal medya ise hızla ödüllendirilen bir ortam. Kulüpler de bu kültürün dışında yaşamıyor. Rakibi aşağılayan paylaşımların başarılı sosyal medya yönetimi sayıldığı, kısa vadeli etkileşimin kurumsal iletişimin önüne geçtiği örnekleri dünyanın farklı futbol kültürlerinde görmek mümkün. Daha sonra aynı kurumların kendi oyuncuları çevrim içi saldırıya uğradığında nefret söylemine karşı çıkması elbette doğru. Yine de futbolun iletişim dilini sürekli çatışma üzerinden büyütüp sonrasında o çatışmanın sınırlarını kontrol edebileceğimizi düşünmek pek gerçekçi görünmüyor.
Çevrim içi futbol ile sahadaki futbol arasındaki duvar da eskisi kadar kalın değil. Kulüp yöneticileri sosyal medyayı görüyor, futbolcular görüyor, temsilciler ve sponsorlar görüyor, gazeteciler zaten bu gündemin içinde çalışıyor. Profesyonel scoutların transfer kararlarını birkaç kısa videoya bakarak verdiğini söylemek saçma olur; mesele o kadar basit değil. Fakat dijital itibar beklenti yaratabiliyor, beklenti baskıya dönüşebiliyor, baskı medya gündemine girebiliyor ve medya gündemi yeniden tribüne taşınabiliyor. Sonrasında tribündeki tepki tekrar sosyal medyaya dönüyor. Bir oyuncu hakkındaki birkaç haftalık dijital anlatının gerçek futbol ortamına hiçbir şekilde sızmadığını varsaymak artık pek mümkün değil. Avrupa Birliği'nin Dijital Hizmetler Yasası kapsamında YouTube, Snapchat ve TikTok'tan öneri sistemlerinin zararlı içerik, zihinsel sağlık ve medya çoğulculuğu üzerindeki riskleri konusunda bilgi istemesi de bu tartışmanın ne kadar büyüdüğünü gösteriyor. Öneri sistemleri uzun zamandır yalnızca ekranda ne kadar vakit geçirdiğimizle ilgili bir teknoloji meselesi olmaktan çıktı. Futbolun bu değişimden etkilenmemesi için özel bir nedeni yok.
Futbolun Algoritmadan Kaçması Gerekmiyor
Sosyal medyanın futbola kazandırdığı şeyleri görmezden gelmek haksızlık olur. Küçük kulüpler başka ülkelerde taraftar bulabiliyor, daha önce geleneksel medyada kendine alan açamayan kadın futbolcular doğrudan kendi hikâyelerini anlatabiliyor, bağımsız analistler büyük yayın kuruluşlarına bağlı olmadan kitle oluşturabiliyor, antrenörler bilgi paylaşabiliyor ve taraftarlar birkaç yıl önce haberdar bile olmayacakları futbol kültürlerini keşfedebiliyor. Tam da bu yüzden tartışılması gereken şey sosyal medyanın varlığı değil, görünürlüğün zamanla içeriğin temel değer ölçüsüne dönüşmesi. Bir röportajı yalnızca kaç kişinin açtığıyla, küçük bir kulübün hikâyesini büyük bir transfer söylentisiyle ve uzun bir analizi ilk saat aldığı etkileşimle ölçmeye başladığımızda algoritmanın öncelikleri yavaş yavaş editoryal önceliklerimize karışıyor. Bir noktadan sonra platformun bize ne yazacağımızı söylemesine gerek kalmıyor. Neyin çalıştığını zaten biliyoruz. Belki futbol medyasının, kulüplerin ve bağımsız üreticilerin ara sıra daha basit sorulara geri dönmesi gerekiyor: Bu hikâye gerçekten anlatılmaya değer mi? Burada daha önce görmediğimiz bir şey var mı? Bu içerik futbol hakkında bildiğimiz dünyayı biraz genişletiyor mu? Her içeriğin viral olması gerekmiyor. Bir alt lig antrenörüyle yapılan iyi bir röportaj birkaç yüz kişi tarafından okunabilir, küçük bir kadın kulübünün nasıl ayakta kaldığını anlatan yazı milyonlarca görüntülenmeyebilir, fazla bilinmeyen bir ligde çalışan scoutun deneyimi hiçbir trend listesine girmeyebilir. Bunların değeri yalnızca ulaştıkları insan sayısıyla ölçülürse futbol medyası kendi alanını gönüllü olarak küçültmüş olur. Bazen herkesin baktığı yere bakmak gerekir. Bazen de asıl iş başka tarafa bakmaktır.
Futbol Bundan Daha Büyük
Algoritmalar futbolu icat etmedi ve futbolun bütün sorunlarının kaynağı da değiller. Taraftar öfkesi, kötü gazetecilik, yanlış transfer haberleri, rakip düşmanlığı ve popüler futbolcuların orantısız ilgi görmesi sosyal medyadan önce de vardı. Bugün bunların birleştiği dağıtım sisteminin ölçeği farklı. Aynı sistem dünyanın herhangi bir yerindeki futbol hikâyesine ulaşmamızı mümkün kılarken en büyük birkaç hikâyeyi tekrar tekrar önümüze getirebiliyor. Herkesin içerik üretmesini kolaylaştırırken üreticileri birbirine benzeyen formatlara yöneltebiliyor. Bize daha fazla futbol içeriği sunarken futbol hakkındaki görüş alanımızı daraltabiliyor. Burada teknolojiyle savaşılması gereken bir düşman gibi davranmanın fazla anlamı yok. Daha önemli olan, algoritmanın futbol hakkında neyin değerli olduğuna tek başına karar vermesini normal kabul etmemek. Futbol en fazla izlenen liglerden, en pahalı transferlerden, en büyük kulüplerden ve haftanın en gürültülü tartışmasından çok daha geniş bir oyun. Onu ilginç yapan da zaten bu. Dünyanın dört bir yanında aynı anda binlerce futbol hikâyesi yaşanıyor. Bunların hepsinin viral olması gerekmiyor. Anlatılmaları için değerli olmaları yeterli.